Muris muvazaası davalarında miras bırakan tarafından muvazaalı işlemle devredilen taşınmazın daha sonra 3.kişiye satılması durumunda ne olacağı uygulamada sıklıkla merak edilen konulardan biridir. Özellikle muris muvazaası nedeniyle hak kaybına uğrayan mirasçının hakları 3.kişiye devir durumunda karmaşık bir hale gelmektedir. Yazımızda muris muvazaası davasında 3.kişiye satış durumunda hukuki süreç, zamanaşımı, muris muvazası davasının 3.kişiye açılıp açılamayacağı, güncel yargıtay kararları hakkında ayrıntılı bilgi vermeyi hedefliyoruz.
Muris muvazaası 3.kişiye satış
Mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılan işlemlerde taşınmazın daha sonra 3.kişiye satılması halinde mirasçıların haklarının etkilenip etkilenmeyeceği sıklıkla merak edilen konuların başında gelmektedir. Bu noktada muvazaalı işlem nedeniyle hak kaybına uğrayan mirasçılar kadar taşınmazı sonradan devralan 3.kişinin hakları da etkilenmektedir. Muris muvazaasında 3.kişiye satışın hukuki sonuçları devralan 3.kişinin iyi niyetli olup olmadığına göre değişiklik göstermektedir.
Muris muvazaası davasında miras bırakanın mirastan mal kaçırma amacıyla işlem yaptığı ispatlandığından davaya konu taşınmazın sonradan alan 3.kişinin haklarının etkilenip etkilenmeyeceği kişinin iyi niyetli olup olmamasına göre değişiklik gösterecektir. Türk Medeni Kanunu’nun 1023.maddesinde ”Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Muris muvazaasında taşınmazı sonradan alan 3.kişi iyi niyetliyse Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacaktır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 04.02.2020 tarih 2016/12432 esas 2020/537 sayılı kararı
”Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davada, ilk el davalı… yönünden muvazaa iddiasının kanıtlandığı, ancak ikinci el davalı …’nin iyi niyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar Dairece, davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olup; miras bırakanın, alım gücü olmayan davalı eşine taşınmazları devretmesi için bir nedeninin olmadığı, iş bu devrin diğer mirasçılardan mal kaçırmak için yapıldığının benimsenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı,
Ne var ki, ikinci el durumunda bulunan kayıt maliki davalı …’in ediniminde iyi niyetli olup olmadığının bir başka ifadeyle Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağı hususunda yapılan araştırmanın hükme elverişli ve yeterli olmadığı, taraf delillerinin toplanması, tanıkların dinlenmesi, toplanacak tüm delillerin davalı … hakkında yapılan zabıta araştırmasında elde edilen bilgiler, temlikin kısa aralıkla gerçekleştirilmesi ve değerler arasında aşırı fark bulunması gibi mevcut olgularla birlikte değerlendirilmesi, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, ikinci el durumunda olan davalı …’in iyi niyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, ikinci el davalı …’in herhangi bir işi olmayıp eşinin aylık kazancının ise 1.000 TL olduğunun, aylık 320 TL kira ödediklerinin ve halen kirada oturduklarının kolluk marifetiyle saptandığı, öte yandan ilk el davalı … ile ikinci el davalı …’nin komşu oldukları, banka hesaplarında yapılan araştırmada davalıların mevduat hesabına ya da hesap hareketlerine rastlanmadığının belirlendiği, davalı …’in aynı anda dört adet bağımsız bölümü satın almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, temliklerin kısa aralıklarla yapıldığı ve değerler arasında aşırı fark bulunduğu da nazara alındığında davalı …’in iktisabının iyi niyetli olmadığı ve TMK 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.” şeklinde karar verilmiştir.
Sonuç olarak muris muvazaası 3.kişiye satış durumunda devralan 3.kişi iyi niyetliyse yani mal kaçırma amacıyla işlem yapıldığından haberi yoksa kazanımı korunacaktır. Böyle bir durumda muvazaalı işlem nedeniyle hak kaybına uğrayan mirasçılar tapu iptal ve tescil talebinde bulunamayacaklar, muvazaalı işlemle ilk devralan kişiden tazminat talep edebileceklerdir.
Muris muvazaası 3.kişiye satış zamanaşımı
Muris muvazaası davasına konu taşınmazın daha sonra 3.kişiye satışı halinde muvazaalı işlemden zarar gören kişilerin talepleri için zamanaşımının bulunup bulunmadığı merak edilen konulardan bir diğeridir. Muris muvazaası davası herhangi bir hak düşürücü ve zamanaşımı süresine tabi olmayıp muvazaalı işlem nedeniyle hak kaybına uğrayan kişiler her zaman bu davayı açabileceklerdir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 01.07.2014 tarih 2013/11576 esas 2014/12690 sayılı kararında
”Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının 20.10.2000 tarihinde ölen mirasbırakan Hatice Çetinkaya’nın kızı olduğu, 27.08.1993 tarihli resmi akit ile mirasbırakan Hatice Çetinkaya’ya vekaleten dava konusu 142 parsel sayılı taşınmazın davalı şirkete satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. ve 33. (1086 sayılı HUMK’nun 74 ve 76. md.) maddelerinde düzenlendiği üzere davada vakıaları bildirmek taraflara; bildirilen vakıalara göre hukuki sebepleri belirlemek ve buna uygun yasa hükümlerini uygulamak hakime yüklenen bir görevdir. Somut olayda, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden ve özellikle davacı vekilinin 07.06.2012 tarihli duruşmadaki beyanından davada muris muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki; muris muvazaası iddiasına dayalı davalar, terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdığından ve yolsuz tescil niteliğinde olduğundan, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği sapma göstermeyen yargısal içtihatlar ve aynı yöndeki öğreti görüşü ile benimsenmiştir. Hâl böyle olunca, muris muvazaası iddiası yönünden işin esasının incelenmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.” şeklinde karar verilmiştir.
Muris muvazaası davası 3.kişiye açılır mı?
Muris muvazaası davasında davaya konu taşınmazı sonradan devralan 3.kişinin konumunun ne olacağı uygulamada karıştırılan konulardan biridir. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talep edilmişse tapu maliki kimse davanın ona yöneltilmesi gerekir. Ancak devralan 3.kişi iyi niyetliyse kazanımı Türk Medeni Kanunu’nun 1023.maddesi kapsamında korunacaktır. Muvazaalı işlem nedeniyle zarar gören taraf muvazaalı işlemin tarafından tazminat talep edebilecektir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 03.11.2015 tarih 2014/10593 esas 2015/12487 sayılı kararı
”Dahili davalı; taşınmazı iyi niyetli ve bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalıya yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptanmak, öte yandan dahili davalı Fikret’in durumu bilen ya da bilebilecek konumda kişi olduğu anlaşılıp, TMK 1023. maddenin koruyuculuğundan yararlanamayacağı ve iyi niyetli olmadığı gözetilmek suretiyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik olmadığına göre; davalı ve dahili davalının temyiz itirazı yerinde değildir.” şeklinde karar verilmiştir.
Sonuç olarak muris muvazaası davası taşınmazı devralan 3.kişiye karşı kötü niyetli olması halinde açılabilecek olup mahkeme devralan 3.kişinin mal kaçırma amacıyla yapılan işlemi bilen veya bilebilecek konumda olup olmamasına göre iyi niyetli olup olmadığına karar verecektir. Mahkeme bu konuda karar verebilmek için 3.kişinin taraflarla olan yakınlığına, satış bedeline ilişkin bir ödeme yapılıp yapılmadığına, ekonomik durumları gibi faktörleri ayrıntılı olarak inceler.
İlgili Makale: Muris Muvazaası Satış Bedeli
Muris muvazaası 3.kişiye devri tazminat
Muris muvazaası davasında 3.kişi iyi niyetli şekilde taşınmazı devralmışsa Türk Medeni Kanunu’nun 1023.maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle kazanımı korunacaktır. Bu noktada muvazaalı işlem nedeniyle zarar gören mirasçıların ne talep edebileceği merak edilen konulardandır.
Miras bırakandan mal kaçırma amacıyla devir alan mirasçı taşınmazı sonradan 3.kişiye satmışsa devralan kişi iyi niyetli olarak mal kaçırma amacıyla yapılan işlemi bilmiyorsa kazanımı korunacaktır. Bu nedenle tapu iptal ve tescil davası reddedilecektir. Ancak muvazaalı işlem nedeniyle zarar gören mirasçı bu noktada kötü niyetli işlem yapan mirasçıdan taşınmazın bedelinin tazminini talep edebileceklerdir. Bu nedenle muris muvazaası nedeniyle açılacak davalarda terditli olarak öncelikle tapu iptal ve tescil mümkün olmadığı takdirde ise taşınmazın bedelinin tahsili olarak talepte bulunmak kritik öneme sahiptir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 21.02.2019 tarih 2016/5654 esas 2019/1172 sayılı kararı
”Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Dava açıldıktan sonrada sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun (HMK) 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir.
Anılan düzenlemeye göre, iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer tarafa seçim hakkını kullanmakta, diler temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir. Bu usul kuralının kendiliğinden (re’sen) gözetilmesi gerektiği de açıktır. Hal böyle olunca, dava konusu 4 numaralı bağımsız bölümün dava dışı üçüncü kişiye temlik edilmesi nedeniyle HMK’nın 125. maddesi hükmü uyarınca, davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceğinin sorulması, bu yöndeki usuli eksiklik giderildikten sonra işin esasına girilmesi ve her bir dava bakımında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.” şeklinde karar verilmiştir.
Sonuç olarak muris muvazaası davasında 3.kişiye satış durumunda devralan 3.kişi iyi niyetli ise Türk Medeni Kanunu’nun 1023.maddesi kapsamında kazanımı korunacağından muvazaalı işlemden zarar gören taraf muvazaalı işlemin tarafı olarak ilk devir alan taraftan taşınmazın bedelini tazminat olarak talep edebilecektir.
Muris muvazaası iyi niyetli 3.kişi
Muris muvazaası davasında taşınmazı sonradan devralan 3.kişi iyi niyetle devralmışsa kazanımı korunacağından iyi niyetle alıp almadığının mahkemece nasıl belirleneceği merak edilen konuların başında gelmektedir.
Muris muvazaası davasında taşınmazı devralan 3.kişinin iyi niyetli olup olmaması konusunda ispat yükü davacı tarafa aittir. Yani genel kabul taşınmazı alan 3.kişinin iyi niyetle işlem yaptığı olup davacı taraf 3.kişinin kötü niyetini ispat etmelidir. Bu noktada mahkeme 3.kişinin iyi niyeti olup olmadığı konusunda muvazaalı işlemi bilebilecek konumda olup olmamasına göre değerlendirme yapar. Bu nedenle 3.kişinin muvazaalı işlemin taraflarıyla olan yakınlığı, olayların akışı, tarafların ekonomik durumu gibi bir çok faktörü ayrıntılı olarak inceler.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 22.10.2013 tarih 2013/10889 esas 2013/14291 sayılı kararı
”Çekişmeli taşınmazların temlik tarihindeki gerçek değerleri ile resmi senette yer alan satış bedelleri arasındaki farklılık muris muvazaasının tek başına kanıtı değildir. Miras bırakanın gerçek irade ve amacı duraksamaya yer bırakmayacak biçimde tanık dahil her türlü delil ile ispatlanmalıdır. Diğer taraftan çekişmeli taşınmazlar mirasçılar tarafından üçüncü kişilere temlik edilmiş olup bu durum tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur.
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. ve 1024. maddeleri le özel hükümleri getirilmiştir. Dolayısıyla aslolan iyi niyettir. Çekişmeli taşınmazların son kayıt maliklerinin kötü niyetli olduklarının ispatı da davacıya aittir.
Somut uyuşmazlıkta davacı mahkemece verilen kesin süre içerinde delil bildirmediği gibi 8.11.2012 tarihli oturumda tanık dahil delilinin bulunmadığını ifade etmiştir. Bu durumda davacı iddialarını ispatlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” şeklinde karar verilmiştir.

Muris muvazaası 3.kişiye satış yargıtay kararları
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 25.02.2019 tarih 2016/4192 esas 2019/1258 sayılı kararı
”Mahkemece, murisin yaşı ve sağlık durumu itibariyle bakıma ihtiyacı olmadığı, bu işlemlerdeki gerçek iradesinin bağış olduğu, taşınmazları devir alan ikinci el konumundaki davalıların ise ilk el …’ın kızı ve oğlu olmaları nedeniyle TMK’nun 1023. maddesinde iyi niyetli ilkesinden yararlanamayacakları gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakanın 26 ve 16 parsel sayılı taşınmazlarını ölünceye kadar bakma akdi ile davalılardan oğlu …’a temlik ettiği, …’ın ise 26 parsel sayılı taşınmazını kızı Nebat’a 16 parsel sayılı taşınmazı ise oğlu …’a satış suretiyle temlik ettiği, murisin yaşı ve sağlık durumu itibariyle bakıma ihtiyacı olmadığı, taşınmazlarını satmayı gerektirecek maddi ihtiyacı bulunmadığı, il el …’a yapılan temliklerin daha önce dava dışı mirasçı … tarafından açılan kesinleşmiş Vakfıkebir Asliye hukuk Mahkemesinin 2003/9 Esas, 2003/102 Karar sayılı ilamı ile muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olduğu saptanmış olup, anılan dosyanın eldeki dava yönünden güçlü delil oluşturacağı,
İkinci el konumundaki diğer davalıların ise ilk el …’ın çocukları olduklarından temlik nedenini bilebilecek durumda olup, TMK’nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacakları gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.” şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 29.01.2019 tarih 2016/3122 esas 2019/555 sayılı kararı
”Dava, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece, ‘’Hal böyle olunca, ilk el durumundaki …’ın davada yer almasının sağlanması, dava konusu taşınmazın ara malike, ondan da davalıya temlikine ilişkin akit tablolarının getirtilmesi, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı ile … arasındaki temliki işlemin muvazaalı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, dava dilekçesinde yemin deliline de dayanıldığından, davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması, davacı tarafından …’e yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması durumunda,
Son kayıt maliki davalı …’in iyi niyetli olup olmadığının, bir başka ifadeyle TMK’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının değerlendirilmesi, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeksizin noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. ‘’ gerekçesi ile bozulması üzerine mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiştir.
İbraz edilen dilekçede, dava konusu taşınmazın, davacı … ve davalı kardeşi … tarafından annelerinin sağlığında diğer kardeşlerinden mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak devredildiğini, bu devir işlemi için davacı …’in rızası ile davalının oğlu …’a vekalet verdiğini, olayda her iki tarafın muvazaasının bulunduğunu, hiç kimsenin kendi muvazaasına dayanarak talep edemeyeceğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Ara malik … maddi vakıayı kabul etmiştir. İkinci el konumundaki davalı durumu bilen ve bilmesi gereken kişi olup taşınmaz edinmesinde iyi niyetli sayılamayacağı ve TMK 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır.” şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 08.05.2013 tarih 2013/4208 esas 2013/ 7208 sayılı kararı
”Somut olaya gelince; miras bırakan A.’nin ölünceye kadar 4910 parsel üzerindeki evde yaşadığı, davalının ve miras bırakanın tanıdığı bir kişi olan malik davalı M.’nın taşınmazı hiç tasarruf etmediği, devirlerin çok kısa aralıklarla yapıldığı, akitteki değer ile taşınmazların gerçek değeri arasında fahiş fark bulunduğu, miras bırakanın taşınmaz mal satmaya ihtiyacının olmadığı, davalı Y. alım gücünün bulunmadığı gibi ödeme vasıtası olarak ileri sürdüğü banka kredilerinin ise satış tarihinden sonra çekilmiş olduğu dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi davalılar arasındaki düzenlenen sözleşmenin ve senetlerin her zaman düzenlenebileceği dikkate alınmalıdır.
Belirlenen bu olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan A.’nin M.’ya yapmış olduğu temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğunun kabulü gerekir. Son kayıt maliki davalı Y.’in miras bırakanın oğlu olup muvazaalı işlemi bilen kişi konumunda bulunduğu ve Türk Medeni Kanunun 1023. maddesi koruyuculuğundan istifade edemeyeceği de açıktır. Yapılan işlemlerde miras bırakanın, kız çocuklarından mal kaçırılması ve taşınmazın davalıya intikal ettirilmesi amacıyla aracı kullandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.” şeklinde karar verilmiştir.

