Skip to main content

Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Vekaletin kötüye kullanılması vekilin vekalet sözleşmesine aykırı, vekalet görevinin kapsamını aşan veya temsil olunanın yararına aykırı olarak yaptığı işlemler olarak tanımlanabilir. Vekalet verenin taşınmaza ilişkin bir işlem için vekaletle yetki vermesi durumunda vekilin kendi menfaati veya üçüncü bir kişinin çıkarına, vekil edenin zararına işlem yapması halinde tapu iptal ve tescil davası gündeme gelmektedir. Yazımızda vekalet veren ve vekilin borçları, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, davanın tarafları, görevli ve yetkili mahkeme, dilekçe örneği ve yargıtay kararları hakkında ayrıntılı bilgi vermeyi hedefliyoruz.

Vekalet Sözleşmesi Nedir?

Vekalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun 502/1.maddesine göre vekilin vekâlet verenin bir işini veya işlemini üstlendiği sözleşmedir. Bu sözleşme ile vekil, vekalet verenin menfaatini gözeterek, vekalet verenin iradesine uygun bir sonuca yönelik iş görmeyi veya işlemini yapmayı üstlenir.

Vekalet sözleşmesi kural olarak tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Çünkü ücret ödeme yükümlülüğü vekalet sözleşmesinin zorunlu unsuru değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 502/3. maddesine göre teamül gereği veya sözleşmede kararlaştırılmış ise vekil yaptığı iş karşılığı ücrete hak kazanır. Türk Borçlar Kanunu’nun 504/1. maddesine göre ”Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir” Yani vekilin işi nasıl ve ne şekilde yürüteceği hususu öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre, sözleşmede bu yönce açıklayıcı bir hüküm yoksa işin niteliğine ve vekalet verenin ulaşmak istediği amaca göre belirlenir.

Vekalet sözleşmesinin zorunlu unsurları: Bir iş görme veya bir işlemi yapmak, bir hukuki işlemin veya bir sözleşmenin yapılması, emek harcayarak bir işin yapılması, Vekalet vereni yararı için ve onun iradesine uygun olarak yapmaktır. ”vekalet sözleşmesinin unsurları: vekilin, bir iş görme borcunu üstlenmesi; iş görme borcunun, başkasının menfaatine yapılması: iş görme borcunun, müvekkilin iradesine uygun olarak yerine getirilmesi: vekilin, edim sonucunu değil, edim fiilini üstlenmesi: iş görme borcunu yerine getirirken bağımsız hareket etmesi ve (zorunlu olmadığından) kararlaştırılmışsa ücret biçiminde sıralanabilir” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2012/13-311 K. 2012/7599 T. 19.9.2012)

Vekalet sözleşmesinin zorunlu olmayan unsurları: Vekâlet sözleşmesi için ücret ise zorunlu unsur değildir. Ücret için teamülün bulunması veya sözleşme ile kararlaştırılmış olması gerekir. Vekâlet sözleşmesinde kararlaştırılan vekâlet miktarı tespit edilmemişse miktarın hâkim tarafından tespiti ile hüküm altına alınması gerekir. Bu durumda hâkim vekile ödenecek vekâlet ücretini tespit ederken, vekilce yapılan işin niteliği ve önemini, vekilliğin uzmanlık derecesini, vekile yüklenilen sorumluluğun niteliğini, emsalleri, harcanan emek ve zamanı, varsa mesleki kuruluşlarca asgari ücret tarifelerini göz önünde tutacaktır.

Vekalet sözleşmesinde vekilin borçları

Vekalet sözleşmesinde vekil, üstlendiği işi vekalet verenin iradesine ve menfaatine uygun şekilde yürütmekle yükümlüdür. Bu noktada vekalet sözleşmesinde vekilin borçlarına aykırı hareket etmesi vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle yaptırımlarla karşılaşmasına neden olabilecektir. Vekalet sözleşmesinde vekilin borçları:

  • Talimatlara uygun ifa borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 505/1. maddesine göre, ‘’Vekil, vekalet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekalet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hallerdeki vekil talimattan ayrılabilir” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
  • Şahsen ifa borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 506/1. Maddesine göre ”vekil, kural olarak sözleşme konusu işini kendisi ifa eder. Ancak, vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Vekil yetkisi etkisi dışına çıkarak işi başkasına gördürdüğünde, onun fiilinden kendisi yapmış gibi sorumludur. Buradaki sorumluluk kusursuz sorumluluktur.
  • Sadakat ve özen gösterme borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 506/2. maddesine göre ”Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.” Yani vekil üstlendiği işi vekalet verenin yararına sonuç doğuracak şekilde yerine getirmesi ve vekalet verenin zarar görmesinden kaçınması gerekir.
  • Hesap Verme Borcu (Vekilin Bilgi Verme Yükümlülüğü): Türk Borçlar Kanunu’nun 508. maddesine göre ”Vekil, vekalet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekaletle ilişkili olarak aldıklarını vekalet verene vermekle yükümlüdür. Vekil, vekalet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür”Geri verme borcu kapsamında, vekaletin ifası ile elde edilen değerler ve vekalet verenden alınanlardan arta kalanlar vardır. Ayrıca hesap verme borcu kapsamına bilgi verme yükümlülüğü de girer. Vekil işi görürken elde ettiği hakları ve alacakları vekalet verene geçirmek zorundadır. Çünkü vekilin temsil yetkisine dayalı olarak yaptığı işlemlerden doğan hak ve borçlar vekalet verene aittir.

Vekalet sözleşmesinde vekalet verenin borçları

Vekalet sözleşmesinde vekilin borçları bulunduğu gibi vekalet verenin de bazı yükümlülükleri bulunmaktadır. Vekalet verenin yükümlülüklerine aykırı davranması durumunda hukuki yaptırımlarla karşılaşabilmektedir. Vekalet sözleşmesinde vekalet verenin borçları:

  • Ücret Ödeme Borcu: Ücret, vekalet sözleşmesinin zorunlu bir unsuru olmayıp, Türk Borçlar Kanunu’nun 502/3. maddesine göre ”Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Ancak, vekilin ücret alacağı sözleşmeden, teamülden veya kanun hükmünden doğabilir. Ücretin kararlaştırılmadığı vekalet sözleşmesinde vekilin, her zaman iş görme borcu varken; vekalet verenin ancak masraf yapıldığı takdirde bu masrafları ödeme borcu vardır. Ücret ödeme borcunun bulunduğunu vekilin ispatlaması gerekir. Vekilin ücret alacağı, sözleşmede aksine bir hüküm ya da teamül yoksa vekalet konusu işin tamamlanmasıyla muaccel hale gelir. Ücretin hak edilmesi için, başarılı sonucun elde edilmesi zorunlu değildir. Ancak, işin usulüne uygun ve özenle yerine getirilmesi gerekir. Sözleşmede ücret kararlaştırılmış, ancak miktarı tespit edilmemişse, ücret miktarı, yapılan işin niteliği harcanan zaman ve emek, vekilin uzmanlık ve yüklendiği sorumluluk derecesi, benzer işlerde verilmesi teamülden olan ücret miktarı gibi hususlar göz önünde tutularak belirlenir.
  • Vekil Tarafından Yapılan Giderleri ve Verilen Avansları Ödeme Borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 501/1. Maddesinde ”Vekalet veren, vekaletin gereği gibi ifası için vekilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemekle yükümlüdür” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Vekil, sadece vekalet sözleşmesi ile üstlendiği işin yerine getirilmesi için yaptığı giderleri ve verdiği avansı vekalet verenden isteyebilir.Vekilin, yapılan giderleri ve verilen avansları isteyebilmesi için, sözleşmede kararlaştırılan işleri vekâlet verenin talimatlarına uygun olarak sadakatle yerine getirmeli, özenli davranması gerekir. Ayrıca yapılan gider ve verilen avansların, sözleşmede kararlaştırılan iş için objektif olarak zorunlu olması ve işin görülmesiyle ilgili olması gerekir. Vekalet veren, gider ve avansları ödeme borcundan kurtulmak için vekaletin gereği gibi ifa edilmediğini kanıtlaması gerekir. Giderler ve avanslar, kural olarak, yapıldığı ve verildiği gündeki değeri üzerinden, faizi ile birlikte para ile ödenir.
  • Vekalet Veren Hesabına Yüklendiği Borçtan Vekili Kurtarma Borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 510/1. maddesine göre, ‘’Vekalet veren, … ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
  • Vekile Avans Verme ve Karşılık Sağlama Borcu
  • Vekaleti İfa Sebebiyle Vekilin Uğradığı Zararı Tazmin Borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 510/2. maddesinde ”Vekil, vekaletin ifası sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini vekalet verenden isteyebilir. Ancak vekalet veren, kusuru bulunmadığını ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Vekalet Sözleşmesinin Sona Ermesi

Vekalet sözleşmesi, tarafların sözleşmeden doğan tüm edimlerini gereği gibi ifa etmeleri ile sona erer.
Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesine göre ”Vekalet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir” Tek taraflı sona erdirme istifa ve azildir. Vekil, tek taraflı ve haklı bir neden ileri sürmeden istifa edebilirken; vekil eden ise, aynı şekilde vekili azledebilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 513/1. maddesine göre aksi sözleşmeden veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça gerek vekilin gerekse vekalet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile vekalet sözleşmesi kendiliğinden sona erer. Vekaletin sona ermesi vekalet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekalet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekaleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.

Vekalet ilişkisinin tek taraflı olarak vekil eden veya vekil tarafından istifa veya azil ile sona ermesi durumunda istifa veya azlin haklı olup olmadığı hususu tarafların birbirlerine ödeyeceği ücret ve tazminat için önemlidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 512.maddesinde uygun olmayan zamanda vekalet ilişkisini sona erdiren taraf, diğer tarafın bu durumdan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedir?

Vekalet görevinin kötüye kullanılması; vekilin, vekalet ilişkisi çerçevesinde üstlendiği iş ve hizmetleri sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı biçimde yerine getirmesi, bu suretle vekil edeni zarara uğratması olarak tanımlanabilir. Vekilin vekalet sözleşmesine aykırı, sadakat ve özen yükümlülüğüne uymayan, vekalet görevinin kapsamını aşan veya temsil olunanın yararına aykırı olarak yaptığı işlemler vekalet görevinin kötüye kullanılması olarak kabul edilir.

Vekilin sadakat ve özen yükümlülüğüne uymayan her eylemi vekaletin kötüye kullanılması olarak nitelendirmez. Örneğin vekil olarak taşınmazın rayiç değerini araştırmadan, tecrübesizliği ve bilgisizliği sonucu düşük değerle satışı halinde özen yükümlülüğünün ihlali söz konusuyken, vekaletin kötüye kullanılması olarak nitelendirmez. Çünkü vekil edeni zararlandırma kastıyla hareket etmiş değildir. Bu durumda vekalet görevinin kötüye kullanılması değil, vekalet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi söz konusudur.

Türk Borçlar Kanunu’nun 506/3. maddesine göre ”Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” Vekilin üstlendiği işin gerektirdiği donanıma sahip olduğu kabul edilerek, bu sorumluluk kapsamında kusurunun bulunup bulunmadığı mevcut durumun koşullarına göre değerlendirilir. Her mesleğe göre ortalama davranış ölçüsü ayrı değerlendirilmelidir. Özen borcunun yerine getirilmediğini vekalet veren ispatlamalıdır. Bu husus ispatlandığında vekil, bu durumda bir kusurunun bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir. Bu kapsamda, vekilin bir diğer borcu sadakat ve sır saklama borcudur. Sadakat borcu vekilin vekâlet verenin menfaatine davranması ve ona zarar verecek davranışlardan kaçınmasıdır. Bu borcu gereği vekil, sözleşmenin devamı veya işin görülmesi esnasında vekalet vereni uyarmalı, koruma yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

Vekilin yaptığı iş ve işlemde vekaletin kötüye kullanıldığının ileri sürülebilmesi için vekilin müvekkilini zararlandırma kastıyla hareket etmesi ve müvekkilin de bu nedenle zarar görmüş olması gerekir. Ayrıca vekil edenin zararının da önemli ölçüde olması gerekir. Çünkü vekil eden açısından büyük önemde olmayan, vekaletin ifasından beklenebilecek makul yararı önemli ölçüde zedelemeyen zarar halinde vekaletin kötüye kullanıldığı şeklinde bir nitelendirme yapılamaz.

Vekaletin kötüye kullanılmasında vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamış olması da gerekmez; vekilin zararlandırma kastıyla ya da bu sonucu bilerek ve isteyerek vekil edenin aleyhine bir işlem yapmış olması yeterlidir. Vekalet görevinin kötüye kullanılması:

  • Vekilin, taşınmazı piyasa değerinin çok altında bir bedelle üçüncü bir kişiye devretmesi
  • Vekilin taşınmazı kendi adına veya yakınına devretmesi
  • Vekilin, satış bedelini vekil edene değil kendisine veya bir yakınına aktarması ya da hiç ödeme almadan devir yapması
  • Vekilin, vekalet verenin talimatlarına aykırı işlem yapması
  • Vekalet verenden habersiz işlem yapması
  • Vekilin satıştan menfaat elde etmesi
  • Vekilin, üçüncü bir kişiyle iş birliği veya çıkar ilişkisi içinde hareket ederek muvazaalı devir gerçekleştirmesi
  • Vekilin, vekil edenin ölümünden sonra vekalet yetkisinin son bulmasına rağmen işlem yapmaya devam etmesi
  • Genel yetkili vekaletnamenin, vekil edenin gerçek iradesinin ve amacının dışında kullanılması şeklinde gerçekleşebilmektedir.

Vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası

Vekalet görevinin kötüye kullanılması taşınmazların vekil aracılığı ile satışında kritik öneme sahiptir. Türk Borçlar Kanunu’nun 504/3. maddesine göre vekaletnamede özel yetki bulunması koşuluyla taşınmazların vekil aracılığıyla satışı mümkündür. Taşınmaz satışı esnasında vekilin vekalet verenin güvenini kötüye kullanacak, özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı olacak ve vekil edenin zararına olacak şekilde taşınmazı satışı halinde zarar gören vekil eden zamanaşımı ve hak düşürücü süreye tabi olmaksızın taşınmazın geri adına tescilini, bu mümkün değilse (örneğin ayni hak edinen iyi niyetli üçüncü kişi ise) terditli tazminat verilmesini dava yoluyla isteyebilir.

Malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Taşınmazı güncel değerinin oldukça altında bir fiyata satması ve bunu vekil edene zarar verme kastıyla yapması halinde vekaletin kötüye kullanıldığının kabulü gerekir.

Vekaletin kötüye kullanılması ile taşınmazı vekilden devralan 3.kişinin durumunun ne olacağı uygulamada sıklıkla merak edilen konuların başında gelmektedir. Taşınmazı vekilden devralan kişi vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa yani TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Yani vekalet veren, iyi niyetli 3.kişiye karşı herhangi bir talepte bulunamaz, vekile karşı tazminat talebinde bulunabilir.

Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa yani yetkisini kötüye kullandığını bilerek vekil ile sözleşme yapmışsa hakkını kötüye kullanan kişi durumuna düşer. Uygulamada üçüncü kişinin kötüniyetli olduğuna işaret eden en tipik göstergeler; satış bedelinin piyasa rayicinin bariz biçimde altında kalması, bedelin ödendiğinin belgelenememesi ya da alıcı ile vekil arasındaki yakın kişisel/ticari ilişkidir. Bu durumda vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olup, vekil eden bu yolla yapılan sözleşmenin feshinin ve tapuda bir devir yapılmışsa yolsuz tescil hükümleri gereği tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini isteyebilir.

İlgili Makale: Hile Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Vekalet görevinin kötüye kullanılması davası tarafları

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle açılacak tapu iptal ve tescil davasında davanın kimler tarafından açılabileceği ve kime karşı açılacağı konusu merak edilen konuların başında gelmektedir. Özellikle vekaletle taşınmazın 3.kişiye devredilmesi durumunda bu kişinin davada taraf olarak gösterilip gösterilemeyeceği konusunda kafa karışıklığı yaşanmaktadır.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davasında davacı Türk Medeni Kanunu’nun 1025. maddesinde ‘’Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmişse, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.” şeklindeki düzenleme gereğince ayni hakkı zedelenen kişidir. Hak sahibi ölmüşse külli halefleri yani mirasçıları dava açabilmektedir.

Paylı mülkiyette paydaşlardan her biri bu davayı gerek paydaşlardan birine ve gerekse üçüncü kişilere karşı payı oranında açabilecektir. Bu noktada dava açabilmek için diğer paydaşların muvafakatine gerek yoktur. Elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmaz için ortaklardan biri kendi payı için diğer ortağa karşı dava açabilir. Bu durumda ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı söz konusu değildir. Ancak elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmaz için üçüncü kişiye karşı açılacaksa ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davasında davalı tapu kaydında hak sahibi görünen kişiye, bu kişi ölü ise külli halefleri olan mirasçılarına karşı açılır. Taşınmaz bir üçüncü kişiye devredilmişse kötü niyetli olan üçüncü kişiye karşı açılır.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması davası görevli ve yetkili mahkeme

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davasının hangi mahkemede ve nerede açılacağı sıklıkla merak edilen konulardandır. Tapu iptal ve tescil istemli davalar taşınmazın aynına yönelik davalardan olduğundan görevli mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesine göre, ‘’Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, 6100 Sayılı Hukuk Mahkemesi Kanunu’nun 12. maddesine göre davaya konu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili mahkemedir.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil davasında zamanaşımı ve hak düşürücü süreler

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davaları, mülkiyet hakkına (ayni hakka) dayandığı için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2018/4410 esas 2019/5240 sayılı kararında

”İddianın ileri sürülüş biçimi itibariyle şirket kaynakları ile satın alınan taşınmazın yönetici muris tarafından şirket adına tescil ettirilmeyip kendi adına tescil ettirilmesi vekâlet görevinin kötüye kullanılması niteliğindedir. Vekâletin kötüye kullanılması iddiasına dayalı, aynı hakları koruyan talep ve dava haklarının, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmadan her zaman ileri sürülebilmesi tartışmasız olup’’ şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/6752 esas 2021/5259 sayılı kararı

”Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının yapılan işlemlerden haberdar olduğunu, taşınmazların bedeli karşılığında satın alındığını ve bedelin davacıya ödendiğini, davacının vermiş olduğu vekaletnamenin akıbetini 10 yıl sonra öğrendiğini beyan etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının satış bedelini aldığı ve devre rıza gösterdiği, vekil ile vekil eden arasındaki alacak talebinin ise 5 yıllık zamanaşımına bağlı olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece; “… davalı … dava konusu taşınmazlardaki payları 28.11.2006 tarihinde vekaleten dava dışı …’e temlik etmiş, 19.02.2007 tarihinde aynı payları kendi üzerine devralmıştır. Davalı tanığı olarak dinlenen ara malik …; taşınmazlardaki payları toplam 6.000,00 TL bedel karşılığında satın aldığını ve aynı bedel ile davalı …’a sattığını bildirmiştir.

Davalı … ise satış bedeline ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarına göre; … parsel sayılı taşınmazdaki davacının payının değeri 28.11.2006 tarihinde 121.337,06 TL, 19.02.2007 tarihinde 124.166,43 TL, … parsel sayılı taşınmazdaki davacının payının değeri ise 28.11.2006 tarihinde 6.042,40 TL, 19.02.2007 tarihinde 6.330,13 TL olduğu bildirilmiştir. Bedeller arasındaki aşırı oransızlık ve davalı …’ın taşınmaz bedelini davacıya ödediğine ilişkin herhangi bir belge sunamadığı gözetildiğinde, vekil olan davalının vekalet görevini kötüye kullandığı sonucuna varılmaktadır.

Hal böyle olunca; davacının öncelikli isteği olan tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. Kabule göre de; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tazminat istekleri herhangi bir hak düşürücü ve zamanaşımı süresine tabi olmamasına rağmen, tazminat isteği yönünden zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ret kararı verilmesi de hatalıdır.” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak işlem yapılarak davanın kabulüne karar verilmiştir” şeklinde karar verilmiştir.

vekalet görevinin kötüye kullanılması dava dilekçesi
vekalet görevinin kötüye kullanılması dava dilekçesi

Vekalet görevinin kötüye kullanılması tapu iptal ve tescil dava dilekçesi

…ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE…

DAVACI: Adı- Soyadı, T.C. Numarası, Adresi
DAVALI: Adı- Soyadı, T.C. Numarası, Adresi
DAVA KONUSU: Vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ile tescil istemi.
DAVA DEĞERİ: : …,00 TL

AÇIKLAMALAR: Müvekkilimin babası …… Tarihinde vefat etmiş olup , müvekkilim ve kardeşi olan davalı miras bırakanın yasal mirasçılarıdır. Müvekkilim babasından miras kalan malların tapuda intikalinin yapılması için satış yetkisi de bulunan vekaletnameyi davalı kız kardeşine vermiş ancak bu vekaletle tapuda müvekkilim adına intikal yaptıktan sonra müvekkilimin bu yönde bir talimatı olmamasına rağmen, …İli, …İlçesi, …Mahallesi, …Ada, …Parsel sayılı taşınmazda davacı adına kayıtlı 1/2 payı oldukça düşük bir bedelle eşi olan davalı ……..’ye devretmiştir.

Bilindiği üzere TBK’nın 506/2. maddesine göre ‘’Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.’’ Çünkü vekil, vekil edenin daima yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı ve iradesine aykırı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Davalı …… kendisine vekaletle devreden davalı ……’nin eşi olup, TMK’nın 1023. maddesi anlamında iyi niyetli üçüncü kişi olması mümkün değildir. Bu nedenlerle yolsuz tescil nedeniyle tapu iptali ile tescil istemli bu davanın açılması zorunlu olmuştur.

HUKUKİ NEDENLER: TBK, TMK ve sair ilgili mevzuat
HUKUKİ DELİLLER: Mirasçılık belgesi, tedavüllü tapu kaydı, resmi senet örneği, tanık anlatımları, keşif, bilirkişi incelemesi, yemin ve sair yasal deliller.

TALEP: Yukarıda açıkladığımız ve mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerden ötürü, öncelikle dava konusu taşınmazın yargılama sırasında üçüncü şahıslara devredilmemesi açısından dava konusu taşınmazda davalıya vekaletle devredilen 1/2 paya ihtiyati tedbir konulmasına, …ili, …ilçesi, …mevkii, …ada, …pafta, …parselde kayıtlı taşınmazda davalı ….. adına kayıtlı 1/2 payın tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine, yargılama harç ve giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması yargıtay kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 7.11.2012 tarih 2012/3-531esas 2012/760 sayılı kararında

”Somut olay ele alındığında; taraflar arasında 16.09.1996 tarihinde düzenlenen vekâletname ile… plaka sayılı aracın satış işlemlerini yapmak üzere davalıya yetki verildiği, davalının söz konusu aracı üçüncü bir kişiye gayri resmi yollardan sattığı ancak aracı resmen devretmediği, 1996 yılından sonra araç üzerinde doğan vergilerin davacı tarafından ödenmek zorunda kalındığı hususları sabit olup herhangi bir tartışma bulunmamaktadır.

Davalı vergi borcunu doğuran aracı resmi yollardan satmayarak davacı aleyhine bir zararın doğumuna sebebiyet verdiği gibi davacının da vekâlet sözleşmesi gereğince uzunca bir süre davalıya ses çıkarmamakla, yani vekâlet sözleşmesi kapsamındaki hesap sorma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemekle aynı zararın doğumunda veya artmasında davalı ile birlikte müterafik sorumlu olduğu belirgindir. Öteki deyişle, davacıda pasif hareketi ile zararın büyümesinde etkili olmuştur. Öyleyse, mahkemece yapılacak iş, 818 Sayılı BK’nın 43/1, 44(6098 sayılı TBK’nın 51/1, 52.) maddesi kapsamında olayın oluşumundaki tarafların kusur durumu da dikkate alınarak uygun bir tazminatın davalıdan tahsiline karar vermek olmalıdır” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 16.12.2019 tarih 2016/25808 esas 2019/12626 sayılı kararında

”Taraflar arasındaki hukuki ilişki vekâlet akdinden kaynaklanmalıdır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 508. (818 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 392.) maddesi hükmünce, vekil yaptığı iş sırasında vekil edenin üzerine geçen bütün haklarını ödeme, vekil edenin adına veya yararına yaptığı tüm işlerden dolayı hesap verme zorunluluğundadır. Vekil olan davacının, dava dışı …’e 27.05.2014 tarihinde davalı tarafından verilen vekâletnameye dayanarak davalıya ait traktörü sattığı sabit olup, davacı satış ile ilgili bedelden sorumludur. Bu nedenle, satış bedelinin davalıya ödendiğine ilişkin ispat yükümlülüğü, vekil olan davacıya aittir” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.1.2006 tarih 2005/13-774 esas 2006/14 sayılı kararında

”Davalı vekâleti iyi bir şekilde ifa ettiğini ispat etmeli, aksi takdirde en ufak bir kusurunun varlığı halinde müvekkilinin uğradığı zarardan sorumlu olduğu gibi, satış bedeli olarak aldığı paranın hesabını da vermek zorundadır. Davalı, tapuda satış bedelinin düşük gösterildiğinin doğru olduğunu ancak davacıya satış bedelinin, dava dışı alıcı tarafından kardeşleri ile ortak olan hesaptan ödediğini, kendisinin para almadığını savunmuştur. Davalı bu savunmasını kanıtlayamaz ise davacı taşınmazın satış tarihindeki rayiç bedelini davalıdan istemekte haklıdır. Davalı savunmasını yazılı delillerle kanıtlamak zorundadır.

Davalı savunmasını ispat için bir banka dekontu ibraz etmiş ise de; dekontta yapılan ödemenin taşınmaz satış bedeline karşılık olduğuna ilişkin bir açıklama olmadığı gibi, davacı, davalının bu savunmasını kabul etmemiştir. Gerçekten ödemenin yapıldığı hesabın dava dışı S.O.’e ait olduğunu ve havalenin de S.O. tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.

Davalı bu dekonttan başkaca yazılı belgede ibraz edememiştir. Bu dekont yalnız başına davalı savunmasını ispata yeterli değildir. Miktar itibariyle ve davacının açık muvafakati bulunmadığından olayda davalı savunmasının ispatı için HUMK. 288 ve devamı maddeleri hükmü gereği tanık dinlenemez ve tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulamaz. Davalı savunmasını yazılı belge ile ispat edememiş ise de, delil listesinde açıkça yemin deliline dayandığı anlaşıldığından savunmasının ispat için davalıya, davacı tarafa yemin teklif hakkı olduğu hatırlatılarak hâsıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekir” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18.2.2021 tarih 2017/1-1243 esas 2021/113 sayılı kararında

”Davacı tarafça sunulan delillere göre de tapuda davacı adına kayıtlı taşınmazın vekâletname ile yetkili kılınan davalı tarafından önce eşine temlik edilip, kısa bir süre sonra da ondan devralarak vekilin kendisine mal ettiği sonucuna varılmıştır. Taşınmazın 2005 yılındaki arsa değeri 41.308,00 TL olduğu halde çok altındaki bir bedelle devredildiği açıktır. Bu durumda vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında bulunan vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı açıktır. Keza, zararlandırma eyleminin gerçekleşmesi halinde yetkinin kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir. Tüm bu olgular karşısında, somut olayda vekil tarafından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığının ispat edildiği gözetilerek yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmelidir” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 15.02.2022 tarih 2021/10174 esas 2022/1170 sayılı kararında

”Alt soyu bulunmayan miras bırakan ömrünün kalan kısmında kendisine bakılacağı vaadi ile kandırılarak alınan vekâletname kullanılmak suretiyle, oturduğu evin vekil Kenan tarafından eniştesi diğer davalı Lütfi’ye satış suretiyle devredildiği, miras bakana satış bedeli ödemediği gibi satış bedeli olarak ödendiği bildirilen 50.000 TL bedelin de taşınmazın keşfen belirlenen değerinin çok altında olduğu, bu durumda vekil ile eniştesi olan kayıt maliki Lütfi’nin el ve işbirliği içerisinde asıl davada davacı, birleştirilen davada davacıların miras bırakanı Aziz’i zararlandırdıkları, bir başka ifadeyle vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı anlaşılmaktadır” şeklinde karar verilmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 15.10.2001 tarih 2001/9702 esas 2001/10641 sayılı kararında

”uzman bilirkişi raporu ile saptanan gerçek bedeller ile akitte gösterilen bedeller arasında fahiş fark bulunduğu toplanan deliller ve tüm dosya içeriği ile sabittir. Davalılar taşınmazları daha yüksek bedelle aldıkları halde az harç ödemek için akitte bedelleri düşük gösterdiklerini savunmadıkları gibi düşük bedel ile almalarının nedenini de makul bir gerekçe ile izah edememişlerdir.
Çok değerli taşınmazları düşük bedelle alan davalıların davacıları zararlandırma kastı ile hareket ettikleri ve vekille iş birliği içinde oldukları kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının kanıtlandığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken” şeklinde karar verilmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nasıl ispat edilir?

Vekalet görevinin kötüye kullanılmasında ispat yükü vekalet veren davacıdadır. davacı ispat için
vekaletname ve tapu kayıtları, banka hesap dökümleri, dekontlar (bedelin ödenip ödenmediğinin tespiti için), tanık beyanları, bilirkişi raporu ve keşif (taşınmazın gerçek/rayiç değerinin belirlenmesi amacıyla) yazışmalar, mesaj ve e-posta kayıtları, emsal satış bedelleri gibi delillerle ispatlanabilir.

Vekil edenin vefatı halinde dava hakkı kime geçer?

Vekil edenin ölümü halinde dava hakkı mirasçılara geçer. Mirasçılar murislerine ait taşınmazın vekalet işleminin kötüye kullanılması nedeniyle devredildiğini iddia ederek tapu iptal ve tescil veya tazminat talebinde bulunabilirler.

Vekilin kötü niyetli olduğu nasıl anlaşılır?

Vekalet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığını mevcut durumun şartlarına göre değişiklik gösterir. Uygulamada sıklıkla karşılaştığımız durumlar taşınmazın piyasa rayicinin bariz biçimde altında bir bedelle satılması, satış bedelinin ödendiğinin belgelenememesi, alıcı ile vekil arasındaki yakın kişisel veya ticari ilişki, satıştan sonra taşınmazı fiilen vekilin veya yakınının kullanılmasına devam edilmesi gibi durumlarda vekilin kötü niyetle vekil edene zarar verme kastıyla hareket ettiği kabul edilir.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması suç mudur?

Vekalet görevinin kötüye kullanılması Türk Ceza Kanunu’nda tek başına ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Ancak vekilin eylemi somut olayda dolandırıcılık (TCK m. 157), güveni kötüye kullanma (TCK m. 155) veya sahtecilik (TCK m. 204) suçlarının unsurlarını taşıması halinde vekil hakkında ilgili suçlardan cezai yaptırım uygulanabilir.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası harç?

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası harç miktarı, davaya konu taşınmazın dava tarihindeki değeridir.

Vekalet görevinin kötüye kullanılmasında ihtiyati tedbir?

Vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası kötü niyetli 3.kişiye karşı açılmışsa taşınmazın tekrar satışının engellenmesi amacıyla mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilecektir.

bir yorum bırakın

Hemen Ara